BİR DOSTUN SİTESİNDEN
ADSIZ
Büyüyor benimle içimdeki ülke.
Ülkem senin dilinde,
Karışıyoruz rengimizle toprağa.
Mevsimlik heyecanlar bırakıyoruz,
Bayramlık sevinçler,
Yarınlara ertelenmiş bir sevdanın yurduna.
Yurdun, umudum oluyor.
Sende büyüyor filizde yeşil,
Denizde mavi,
Tende sevda rengi.
Tenine karışıyor iklimim.
Ve hiçbir yerde geçmiyor adı sevmelerin,
Özlemelerin,
Hasretlerin.
Yığılıp kalıyorum peşin sıra.
Yalnızlığın bağdaş kurup oturuyor yüreğime.
Şehrimiz yanıyor,
Şehrimiz yağmalanıyor.
Küçük umutlarla büyüttüğümüz şehrimiz.
Bir kibrit yetiyor her şeye .
Ustaca susuyorum.
Düşlüyorum,
Düşüyorum gözlerine.
Gözlerine kar yağıyor.
Kimliksiz bir aşk bayrak çekiyor yüreğine.
Düşlüyorum,
Düşüyorum kuşatılmış tenine.
Kapanıyor tüm şehrin camları sevdadan yana.
Bölünüyor toprak.
Sen bir yana,
Ben bir yana.
Ayrılıkta olsa teslim ediyorum bütün aşkları.
Yürekteki çığ’ım,
Adsız kadınıma….
Arslan Şahin
Bir arkadaşım site kurmuş geçenlerde www.arslansahin.com.Arkadaşım dediğime bakmayın iyi bir dosttur kendisi eski ama eskimeyen dostlardan...Yıllardır kendi çapında şiirler yazıp durur şimdi bunları herkesle paylaşmak istemiş ve bir site kurmuş.Yukardaki şiirde Arslan'ın şiirlerinden biri.Sitede sadece şiirler yok elbette her alanda paylaşımın yapılabileceği forum bölümü de var.
Henüz yeni açılan bir site ve ilerleyen günlerde paylaşım adına güzel şeyler çıkacağına inanıyorum.

Siteye ziyaretlerinizi ve yorumlarınızı bekliyoruz.Ha bu arada Arslancım bir kez de buradan söylemek istedim yeni siten hayırlı olsun.Şiirlerinin ve sitenin takipçisiyim...Kolay gelsin...
GÖZLER YANGIN ŞİMDİ
bunca yıl çığlıklar koşturulmuş bu yolda
deli taylar gibi
ter içinde çığlıklar
savrulan bir yanlışa vurulmak için mi
yoksa dağları
yırta yırta yürüyen
bir ırmak diliyle durulmak için mi
gözler yangın
şimdi-ufuklar duman
dünya değişiyor-masalı koca bir yalan
tam kırk yıl
bulandırdılar suları
nilüferleri dağlara taşıdılar
kekikleri
çaylara
uğrun uğrun-ince ince-gizlice
ve sinsice yürüdüler
karanlıklara
pınarbaşlarında yarpuzlar utandı
ormanda köknarlar
sonra
leylak düşmanı bir akşam vakti
dünyanın değiştiğini buyurdular
ihaneti
kanlı bir gelinlik içinde
yeryüzünün yatağında doyurdular
durduk
düşündük sularla birlikte
dağlarla - ormanlarla - bulutlarla
birlikte
durduk düşündük
nergislerle - nevruzlarla - güllerle
birlikte
yok olan hiçbir çiçek yoktu yeryüzünde
durduk
düşündük
martılarla - turnalarla - güvercinlerle birlikte
yok olan hiçbir
güzellik yoktu yeryüzünde
durduk düşündük
nehirlerle - denizlerle -
okyanuslarla birlikte
yok olan hiçbir dalga yoktu yeryüzünde
tam da
yunuslar sevişirken arsipel'de
tam da gökkuşağı sevinleşirken
özlenen
renkler siliniyor dediler
tam da insanın insanlığına çeyrek kala
yarım
metrelik cam bir savaş alanıyla
çıktılar karşımıza teknoloji
yalanıyla
gözler yangın şimdi ufuklar duman
dünya değişiyor masalı
koca bir yalan
çocuklar ölürken bütün ülkelerda
ey koca nazım
ey
ustamın ustam dediği
milyonlar içindeki vatansız yalnızım
çocuklar
güldü demiştin o büyük ülkede
gel de gör şimdi
o yüzlerde büyümüş yarınsız
öfkeyi
gel de gör
gece gelen telgraftaki yüce değerin
nasıl bir körlüğe
kurban verildiğini
yüreklerde yükselen son anıtın da
gel de gör nasıl
yerlere serildiğini
sonrası vurgun soygun ve talan
sonrası gözyaşı ve
kan
caykovski harlemde bir tepinme
tolstoy sutyen boşluklarında pembe
dizi
mayakovski bir papaz duası belki
puşkin çarlık özlemlerinin şiirsel
gizi
gözler yangın şimdi ufuklar duman
dünya değişiyor masalı koca bir
yalan
ne olur tunçtandı demirdendi demeseydin
bir tabuttan korkan o
şaire gönül vermeseydin
a....... neruda'nın şili kasımpatılarını
hasan
hüseyin'in kırmızı gül dallarını
howard fast'ın fırtına sonrası
çığlıklarını
ölmeden önce mezarının başına koysaydın
burcu burcu gürcü
gürcü koksaydın
dünya değişiyor masalına kahkalar atsaydın
son anda sokup
ellerini kanayan kalbine
çocuk yüzlü yepyeni bir şiir
çıkarsaydın
nasıl da severim seni
hiroşimalı bir kızın yaprak
dudaklarında
işçi tulumuyla istanbul da taksim alanında
ve 1960 yazında
küba da nasıl da severim
al şimdi ellerimi
yattığın o büyük ülkenin
topraklarına uzat
yanar parmaklarım yanar
ne solohovlar ne de gorkiler
var
yalnızca seni o topraklarda tutsak edenler
ve memed in özlemiyle oraya
gömenler var
yanardağlar mı patlıyor bilemiyorum
denizlerle karalar
yer değiştiriyor
dinazorlar mı göçüyor yoksa
bir yanım tırpan yine-bir
yanım gül bahçesi
bir yanım soygun yine-bir yanım ter ezgisi
söyler misin
ey ustaların ustası
nedir bu değişmenin yarınsız sonrası
şimdi senin
ceviz yaprağı kıvıl kıvıl ülkende
kimi dünya değişiyor masalının
halinde
ki orta asya nın kımız tadı hala dilinde
kimi zonguldak
madenlerinde
paşabahçede ve çukobirlikte
yurtiçi kargoda ve toros
gübrede
direnen bütün yüreklerle birlikte
kimi dört bin yıllık güneş
peşinde
adının özgürlüğü için döğüşmekte
değişen nedir söyler
misin
alınterinin nehirleştiği bu yaşam içinde
bir tren penceresinde
saman sarısı saçlar
rüzgarın yelesinde nasıl ülkeden ülkeye
beyinden
yüreğe nasıl fırtınalarla koşar
o büyük coşkular
o sonsuz
duygular
uzansam her teline şimdi ellerim yanar
her biri beş dolara bir
masadan uçar
bir başka masaya konar
seninse bu körkütük gidiş
içinde
insanlık adına yüreğin bir başka kanar
dikersin gözlerini
masmavi yarınlara
insanlığın insanca yaşamını özlersin
ve söylenirsin
kendi kendine
çağının tanığı her şair gibi sen de
ne açlık ne zulüm ne de
kan
ancak biz kazandığımız zaman
ve bütün insanlık insanca yaşadığı
zaman
ADNAN YÜCEL
MENDİLİMDE KAN SESLERİ
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğerYorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
EDİP CANSEVER
